beyaz.az

Haqqinda.az

Axtardığın haqqında - Hər gün yeni məlumat öyrən

Derdim Var Tabib Bey

Derdim var Tabip Bey

DERDİM VAR TABİP BEY

Derdim var Tabip Bey,hem de çok derinden,
Bilmem bu hastalığa var mı bir reçeten?

Hikayem uzun ve kederli, ne olur beni iyi anla,
Üç kuruşluk menfaat için sakın ha vaktim alma.
Unutur yahut yanılırsam,tutup sorguya çekme,
Zaten derdim başımı aşar ,biraz da sen yükleme.

Ben:” bir mafya babasıyım”,yahut belanın anası!
-Kapışmayalım seninle muayene ile reçete arası.

Yüreğini iyi aç,olmasın arada gaflet perdesi,
Karışmasın birbirine ney ile düdük sesi!

Dinle şimdi hayat hikayemi,dertlerim satır aralarında,
Belkide bu hastalığın bir benzeri yok tıb kitaplarında.!


Anam beni dizlerinde salladı, beşik görmedim,
Çocukluğum yoksulluk içinde geçti hiç gülmedim.
Ancak bayram sabahları babam okşardı başımı,
İçime gömerdim sicim gibi akan göz yaşımı.

Ağlamak,
İfade edilmeyen düşlerimi haykırmak,
Ağladığım hergünü yaşanmamış saymak.!

Ağlamaktan geliyorum Tabip Bey! Ağlamaktan,
Karanlığın cirit attığı, zulmet yüklü sokaklardan!

Göz yaşlarımla yıkanırdı ruhumun azgın öfkesi,
Her damla, kimbilir? Bugünlere gelmemin vesilesi.

Gönlümde yaşlar birikmiş, aşılmaz derya olmuş,
Umuda yelken açmış hicran yüklü gemiler,
Gayretimi yitirmedim çok uzakta olsa da sahiller,
Bilmem tıp dilinde bu hale ne derler ?

Derdim var Tabip Bey sen bakma ateşime,
Küsmedim asla oyuncağımı kapan kardeşime.

Oyuncak dediğim şey, iki basit taş parçası,
Canım anacığım bozulunca bir yenisini yapardı.

Fırlatırdım sonra hepsini kör bir kuyuya,
Ruhumda nice derin kuyular,derin ve sessiz.
Rüyalarımda dehlizleri dolaşırdım donsuz,gömleksiz,
Bilmem tıpta siz bu hale ne dersiniz?

Aç aman dinlemez,çocuk zaman bilmez,
Dokuz yorgan örtsen gözüme uyku girmez,
Tabip bey,açık yaraya tuz biber ekilmez,
Bilmiyorum tıp ta siz bu hastalığa ne dersiniz?

Derdim var Tabip Bey,nefesim tamam,
Sabırla dinle, yoksa derdim sana anlatmam.

Hayal değil,gerçeğin ta kendisi saydıklarım,
Nice şeyler de var ki, teşhir etmez saklarım.

Sünnet günümde beyaz mintan almıştı amcam,
Çoraplarım da yeni,lakin lastik pabuçlarım delik,
Ceplerim delik deşik,elim görmedi metelik,
Dertler peşim sıra ben kaçarım fellik fellik.

Su almış minicik ayaklarım bilenim mi var?
Koskoca alem bana geliyordu zaten dar!…
Vicdan fakiri zenginlerle doluyken sokaklar,
Onların umurunda mı benim gibi yoksul çocuklar?

Kinim sokaklara değil ne de zenginlere
Bilmem bu derdime var mı bir reçete ?

Beş yaşında ekmek ararken bir sabah çöplükten,
Kuru bir somunu kaptırıverdim elimden.
Öfkem bayat somunu kapana değil,belliki açtı,
Garibim cılız gövdeyle nasıl da kaçtı?

Koskoca adam hücum etti kuru ekmeğe,
O esnada birileri geldi çöp dökmeğe,
Ben sevinçle uzanırken kirli ellerimle,
Arabadaki görevli seslendi,´” Buyrun beyler, diye”

Yemek içmek hoş amma israf olmasa,
Şehrin tüm açları doyarmış buraya atılanlarla.!

Kadere bak, kimi lokma bulamaz, kimi atar,
Bu nasıl dünya birisi yer dokuzu bakar?

İktisad edilseydi,ülkede olurdu hadsiz servet,
Bu gidişin sonu hüsran,istersen ol ulu devlet.

Kurtlar yapmazmış bu haksız taksimatı,
Bizler kader bilirdik yıllardır bu ıcraatı!
Meğer kahrolası düzen böyle imiş,
Onca kaymağı götüren üç beş kişiymiş!

Mide en şerli kap imiş doymak bilmeyen,
Hiç mi hesap vermeyecek bunca nimeti tepen ?

Hoyratca fakirin hakkını çöpe atanlar,
Şeytanın biraderi olmuş,saçıp savuranlar,
Şeytan ise doğrusu çok nankör Rabbine,
Naneye muhtaç olmak var günün birinde!

Kinim ekmeğe değil ne de çöplerden,
Bilmem bu maraza var mı bir reçeten?

2.BOLUM


On yaşında vurdum sırtıma boya sandığını,
Kendim kazanıyordum artık harçlığımı.

Sokaklar benim sanmıştım, meğer sahipleri varmış,
Kurtları öteden tanırım,ejderhanın adı mafyaymış!...

Mafya, sanırsın üç beş kişilik çete heyeti,
Ulaşamazsın, zira çok derinde kurmuşlar devleti!...
Kırk kurnaz tilki sinsice oynaşırlar bir ipte,
Hem bağlı kuyrukları sıkıca birbirine.

Kanunen emniyet peşlerinde,sevk ise emirlerinde...
Hudutta mayın döşeli,merkezden geçmişler bile!

Mafya çoğalırmış bir ülkede yoksa adalet,
Soygunu seyretmek için mi kurulmuş bu devlet ?

Kinim ne mafyadan ne de aciz düzenden,
Bilmem bu illete var mı bir reçeten?

Bir gün bedava çizmesini boyadım bir polisin
Böylece adıyla tanışmış oldum rüşvetin.
Konu açılmışken aklıma geliverdi hemen,
Ne kadar istiyorlar sevk için hastaneden ?
İnş yolum bir daha düşmez oraya,
Hastalığım azıyor,rüşvet verince kapıcıya.

İdarecilere bahşiş yasak,hediye mubah,
Hakimlerin hediye alması küfre yakın günah!...

Galiba İmam.-ı Gazzali den okudum,
Bu rüşvetci kapıcılar cehennem köpeği imiş!...
Onların haksız icraatları,
Hastaların günahına keffaret imiş.!..

Rüşvet ;
Ülkemin kanayan yarası,şifasız illet,
Çocuğuna isim için rüşvet verir oldu bu millet.
Bazıları soruyor, var mı bunun belgesi ?
Var, ama günahtan kısılmış vicdanların sesi!..

Bir gün bu toplum batarsa yedi kat yerin dibine,
Adl- i İlahi nihayet tecelli etmiştir biline!...

Kinim ne mafyadan ne de görevli polisten,
Bilmem bu maraza var mı bir reçeten ?

Babam fazla dayanamadı bu çarpık düzene,
Hiç direnmeden teslim oldu aniden gelen ecele.
Duvar dibinde kaldık altı çocuk, bir kadın,
Koskoca şehirde ne tanıdık var ne de bir yakın.

Sanki bedenimde koptu bir tarafım,çok ağladım,
Henüz çocuk yaşımda acı bir hakikatı kavradım.

‘Her nefis mutlaka birgün ölümü tadacak’
Sonunda bütün yollar sahibine varacak.!

Babamın naaşını omuzladı birisi,sevabına diye,
Meğer sahipsiz cesetleri satarmış üniversiteye.
Saglığında şehirde yoktu yeri ölünce mi olsun?
Mezarlık dünyanın parası anam nereden bulsun ?

Derdim var Tabip Bey,boşuna dinleme kalbimi,
Sağlam atıyor ama sen duyamazsın sesini!...

İçimde kaynayan volkanın ateşi sönmüş,
Şu yürüyenler canlı mı?Bunlar çoktan ölmüş.!..

Nice gövdeler baş mı taşır sanırsın üstünde ?
Öyle başlarda vardır sürünür yerlerde.!..

Sahi Doktor Bey, sen hiç düşündün mü ?
Ölüler nasıl şaşaalı hayat sürer bu ülkede ?
Sefalet diz boyu, vatanperver asil beyler nerede ?
Borusu hala ötenler var miadı çoktan geçse de!...

Öyle garip bir belde ki,
Ölüler hayat sürüyor,diriler uykuda,
Kendimi arıyorum,dipsiz boşlukta!...

Bu ne doyulmaz uyku bir asır geçti nihayet,
Kısa bir ömür adına ,çekilir oldu nice melanet!


Meydanlarda bol keseden nutuk atanlar,
Her sene şan ve şerefle vatan kurtaranlar,

Kinim yok destanlara,ucuz kahramanlara,
Haydi tabip bey sen derdime bir çare ara.

Nerede hak, hukuk,sosyal adalet ?
Kaybolmuş uhuvvet,gönüllerde hep adavet.
Cambaza bak,muasır medeniyet falan diyor!...
Ben sefil ölürken o deveyi hamuduyle götürüyor!...

İlim ve teknik mi? Yoksa dalalet ve sefahat,
Yok mu? Muasır medeniyet hakkında izahat!

Kinim ne deveye ne de muasır medeniyete,
Haydi tabip bey, sen yaz bana bir reçete.

Dinle şimdi:yaramı biraz daha deşeyim,
Küçüklüğüm böyle,müsaadenle gençliğime geçeyim.

On beş yaşında ilk günüm başladı hapishanede,
Neler gelmedi garip başıma? Hele sen bir dinle.

Dilerim tan kimsenin yolu düşmesin buraya,
Gardiyan diyorlar, meymenetsiz musallat oldu bana.
Karşı koyunca çirkin emeline olanca gücümle,
Coplar acımasızca indi sırtıma daha ilk gecede.

Kullarıma işkence etmeyiniz buyrulurken Kur’ anda
Merhametin zerresi yoktu bu ahlaksız adamda.

Ertesi gün çaresiz ağlarken bitkin halimle,
tan tanıştırdılar beni bir hemşehrimle.
Doğu Anadoludan gelmiş Ökkeş adında,
Hakşinas bir mahkum kendi çapında.

Ökkeş ismi: meğer mubarek sahabiden birisiymiş,
O mübarek sahabi bizim Maraş ‘ta medfun imiş.
Sorardım hep niçin Ökkeş ismi sıkca verilir?
Öğrendim nihayet, Anadoluda sahabe böyle sevilir!

Ağlayarak anlattım gardiyanın sufli arzusunu,
Gür kaşlarını çattı,
-Biz önceden tanırız dedi ,o namussuzu.
Korkma evladım... artık emin ellerdesin,
Cesareti varsa hele senin kılına bir değsin.

Şüphesiz aynı ölçüde verecek ceza,
Resulu de hadislerle anlatıyor keza.

Hapishane;
Burası kocaman bir ev lakin garipce,
Her mahkumun içinde saklı sayısız bilmece.
Güneşe hasret gözler sanki her anınız bir gece,
Nimetlerin kadri kiymeti bilinir buraya düşünce.

Kuşlar konmaz,çiçekler açmaz,
Parlamaz ay,yıldızlar kaymaz.
Mevsimler bahar olsa da dışarda,
Zifiri karanlık ve ayaz olur burada.

Dayanışma nedir? Doğrusu ben burda öğrendim,
Dinsizin üstesinden imansız gelir bilirdim,
Meğer yanılmışım,
Kin; iyilikleri ateş misali yakarmış,
Yanan benim ülkem kömür gibi kararmış!

Kinim ne oduna ne de yanan ateşten,
Bilmem bu maraza var mı bir reçeten?

Hikayem karışık, uzatmayalım hulasa,
Beş yıl sonra bana kaldı büyük oda.
Arkadaşım Ökkeş dışarda ben ise burada,
Eşkiyalar,zaniler ve caniler yaşarken bir arada,
Düzen kurmuştuk ayrı bir dunyada.

-“Baba” diyordu tüm mahkumlar bana.

Artık hiç hesap tutmuyordum geçen yıllara,
Af çıktı bir ara,
Bazan birilerine böylesi siyasi kıyaklık yapılırmış,
Önce ayrıcaklı mahkumlar, sonra da garipler bırakılırmış.!..

Her on seneye bir ihtilal , sonra peşinden af,
Cinayetler rafa kalkar,davaların tümü kuru laf!

Biz de azad olup yırttık bu sayede,
Günlerce partiler verdik en lüks meyhanede.

3. Bölüm


Askere çağırdılar, dalmışken zevk ve eğlenceye,
‘Peygamber’ ocağı dedim, tarifsiz sevinçle,
Yeni bir mekan,yeniden nice arkadaş,
Hayat dersim devam ediyordu hayretle!

Doğrusu en tatlı mazimi askerlikte yaşadım,
Disiplinin ve düzenli eğitimin tadına orada vardım.

Bir gün keyif yapıyordum sigaramı yakarak,
Hapishanede bile görmedim böylesi dayak.

Bir onbaşı sıra ile döverken koca bölüğü,
Hiç eksik etmiyordu ağzından kaba küfürü.
Hakaretin bini bir gidiyordu, gırla,
Sıra geldi hem kitaba hem analara.

Sövemezdi kimse aziz analara, birde kutsal kitab,a
Dünyanın kiymeti mi kalırdı bunların yanında?

Onbaşıyı on parçaya bölmek geldi birden içimden,
Lakin tez aldılar haddini bilmez herifi elimden.

Onbaşı olacak adam tek gözü ile giderken revire,
Benide aldılar tez elden askeri disipline.

Üç gün çadır hapsi,sonra çıktım makama,
Komutan doğrusu baba adamdı,hak verdi bana.
Askerlikte olur böyle şeyler sıkma canını,
-Dilediğin gibi gez,dolaş geçir zamanı...

Kinim onbaşıya değil ne de askere,
Bilmem bu maraza var mı bir reçete?

Bir on başı değildi her fırsatta zulmeden,
Ne acı felaketler yaşıyoruz aslını bilmeden?

Sonra anladım ülkemde insanlar niçin ölü gibi ?
Tezgahlar çok derin ve bulanık,görünmez dibi!

İlkokulda veli der; “ eti senin kemiği benim”
Dayağı hiç eksik olmaz çağdaş öğretmenin!
Talebe değiliz, sanki kasaplık koyun,
Bak işte... Tam burada başlıyor çirkin oyun.!

İtiraz yok, her halükarde haklıdır öğretmen,
Güya eskiden falaka varmiş gösterdiler çizgiden!

Ortaokul,peşinden lise,değişen yok nafile,
Hep baskı ve dayatma on sekizine girsen de.

Üniversite dersen hürriyetin kalmamış zerresi,
Koskoca insanlar sanki habbe tanesi!.
Atılırsın okuldan mezuniyetine bir gün kala,
Öğrencinin notlarına değil,bakılır saç ve sakala.

İnancını beyan edemezsin, yeni fikirler asla,
Buralardan kat kat medeni askeri kışla.!..

Vatani vazife sayılı bir kaç sene,
nasip etsin bu görevi her gence.
Zamanla alışılıyor esas duruş ve disipline,
Hem teskereyi aldık gayrisi bize ne?

Çok özel görevler aldım, girmeyim şimdi derine,
Anlatsam yaşadıklarımı kim inanır jandarma erine?
Kimbilir belkide manşet oluruz gazete ve dergilere
Başka dertlerimi anlatayım ben onların yerine.


Affedersin Tabip Bey, aklı dumura uğramış,,
Tepkisiz bir toplum,bundan şedid dert yok,
Bulaşıcımı nedir bu illet?,Tutulmadık fert yok.

Kanunlara bakarsan şayet her şey düzgün,
Heyhat... uygulama farklı,her yerde hüzün.
Halinden memnun olan bir tek fert görmedim,
Galiba bu yüzden artıyor benim derdim.

Bazı alimleri anlıyorum;
Başedemiyorsan düşmanı eh... idare et,
Ama vurdum duymazlara şaşıyorum,
Hiç değilse ibret için seyret!...

Sukutunuz dua olsun,göz yaşlarınız medet,
Alimlerin hali ahvali,ama olanlara hayret!

Tebliğ edilmeyen nesillerde olur mu tepki?
Zaten milletin ömrünü alıyor geçim derdi.

Kinim şekillere değil ne de tüzükden,
Bilmem bu maraza var mı bir reçeten?

Tezkeremi aldım,muvakkat zamandı elbet,
Çalışıp Ökkeş le kurduk devlet içinde devlet.
Kuralları sen koy,kendin kur kendin yönet,
Ne paraya ihtiyacım kaldı ne de lazım şöhret.

Kısa zamanda imparator oldum bu karanlıkı alemde,
Anadolunun nice fakir gençleri ölmek işin emrimde.


Körpecık kızlar, niceleri henüz bakire,
Kumar,fuhuş,çek, senet tehdit santaj
Hepsi ayrı hikaye,
Şehrin cümle günahları artık bize emanet,
Önümüzde ne tehdit,ne yasa ne de devlet!


Şimdi sıra holdingler sahibi olmaya geldi,
Bir televizyon kanalı,bir de günlük gazete,
Artık hangi kuvvet mani olabilirdi bize?

Medyada her gün alkış; yaşa, yaşa...
Ortağımızın birisi, emekli olmuş paşa,
Bir de borsadan birader var,deyyus çok maharetli,
Sayesinde öğrendik hortumlamayı yüce devleti!
Meclisdeki abimiz çok işe yaradı,sayısız ihale,
Tabii hepsinde fesat var,yoksa düşer mi bize?

Eşkiyalık günümüzde ne kadar çağdaş ve medeni?
Devleti kaz misali soyuyorduk cesur ve aleni,

Al hazineden krediyi,ver tekrar yüzde üç yüz faize,
İki senede köşe!....artık mümkün mü yetişmek size?


Bir kaç beldeye okul yaptırdım,bir mahalleye cami,
Şehidler derneniğine bağış,gazilere beşlik reşadiye,
Kimsesizler çocuk yurduna sayısız hediye,
Hiç hesapda yoktu,
Fakat yolumuz düştü tekrar yıkılası cezaevine.


Mapushane,ikinci adresim,
Hep seninle kesişiyor kaderim.

Önceleri isyanım büyük oldu, ama sonra şükrettim...
Zira bu mahkumiyetim içinde hakikatı farkettim!...


Nasıl mı oldu?
Sonradan bir tuhaf mahkum katıldı bize,
Meğer suçu bazı kitapları okumakmış gizlice!

Bütün fenalıkların menbaı cehalet iken,
Kitap okumak nasıl suç olurmuş?
Hayret bir şey!... bu suçu da yeni öğrendim,
Önceleri şok şaşırdım, sonrada acı acı güldüm!

Kitap okumak suçlusu,
Çok zaman geçmedi akıl hocası oldu hepimize,
Gece gündüz demeden şevkle ders verirdi bize.

Talim ve terbiye yuvası oldu bizim koğuş,
Kurumuş gönüllere nur, hayata yeniden doğuş.

Oysa biz,
İlk üç gün bu mahkuma döşek vermedik,
Sonra tanıdık,yüz bin özür diledik.

Bir gün merak edip sordum,
-Sen hoca mısın Lan?
- Eh ...birazcık öğrendik bazı kitaplardan,
- Kafamda sorular takılı,açıklar mısın peki?
Haydi sor, cevaplarız belki,

Dedimki,
Ben hadsiz cürüm işledim,
Ne hak ne de hukuk bilirdim,
Var mıdır bana hala bir kurtuluş yolu?
Yıllardır beynimi kemirir bu soru.

Gözlerinden adeta kıvılcımlar uçuşuyordu,
Belliki böyle bir fırsat kolluyordu.

- Sen hiç deniz gördün mü?
-Be adam görmez olur muyum? Aha şuracıkta...
- Sen bir bardak su alsan deniz azalır mı?
Yahut bir bardak ilave etsen kabarır mı?
Hayır,dedim belli bile olmaz,
- ın rahmeti denizden büyüktür,tartışılmaz.
Yeter ki sen nasuh bir tevbe et,
Sonra da bekle O dan merhamet.!

Medrese- i Yusuf, adını ben ondan öğrendim,
Bunca derdin ilacı, meğer imanmış bildim!

Ah… bir fehmine varabilsek,
İman;
Vucutta ruh,binada temel,ağaçta köktür,
İmansız olan kan dolu yürek,sinede yüktür!

İman;
Hilkatın en yüksek gayesi,
Fıtratın en yüce neticesi,
Marifet o ki, insaniyetin en ali mertebesi,
Muhabbetle yakalanır o nimetin saadeti!

Hapishane;

Artık eğitim yuvası,nefsi terbiye yeri,
Bu mahkum kardeş hepimizin oldu piri.

Belliki ben suçsuz bir Yusuf değildim,
Ama kitap okuyana ne demeli?
Bu durum yeni değil ta öteden beri,
Zalimlerin en meşhur hilesiymiş besbelli!...

Sabır ve tahammülü bir güzel öğrendim,
Doğrusu hayata ben henüz yeni döndüm.

Hayatın lezzeti ve zevki ancak imanla,
Ondan yoksun olanlar hep isyan ve ziyanda.

Galiba dünyaya yeni teşrif etmişim,
Bu nasıl bir hayatmış? anladıkca şaşıyorum...
Öğrendim dedikce sanki boşlukta yaşıyorum!
İstediğim her şey aslında çok kolay oluyor,
Fakat birilerine kinim kova kova doluyor.

malı dilediğine verirmiş,ilmi ise dileyene,
Benzedim çöllerde su arayan aciz talebeye!

Artık gayem; nefis ve malımı a satmak,
Ona hakkıyle kul ve emrinde asker olmak!
Bu ne karli bir ticaret? Ne şerefli bir rütbe?
Ah…İnsanoğlu bu gerçeği fehmetse…

Nasıl da geçiverdi zaman?

İki yıl sonra hürriyetime yeniden derken merhaba,
Yabancı oluverdim sayısız dost ve ahbabıma.

Dünya mı degişti?Ben mi değiştim? Bilemiyorum,
Benim midem tok, gerisini boş ver diyemiyorum,
Don bulamazdım önceleri, şimdi ise giyemiyorum,
Soframda serili sayısız nimetler, fakat yiyemiyorum,
Körpecik kızlar kapımda bekler de evlenemiyorum.
.
Kinim ne sayısız nimetlere ne de yemekten,
Bilmem bu derdime var mı bir reçeten ?


En yakın camiye gittim bir gün,
Namaza gelmiş yürümekten aciz üç beş ihtiyar.
Saf araları boşluk, sanki uçurum var.
Hoca geri dönüp baktı,gayet sesi kısık,
Boş camide yankı buldu,oluverdi ıslık.


- Safları sık tutalım,aralarda boşluk kalmasın,
Şeytan fırsat bulup içimize dalmasın,
İmam’ ın ikazına aldırış eden yok nafile,
Birden kafam attı,geçiverdim öne;
-Ulan adam gibi saf durun şöyle!...

Hoca da ürktü,şaşırdı bir an cemaat de,
Sonra ok gibi gerilip tek sıra oldular en önde.
Öyle bir tekbir aldım ki,
u ekber!...
Geride kaldı onca öfkem ve keder.

Namaz sonras hoca efendi;
-Evladım o ne dehşet tekbir öyle?
Bunca yıl vazife yaparım,hiç duymadım,
Namaz mı kıldım,uyudum mu?Anlamadım.
Sesin de garip,tavrın da,yabancısın galiba?Tanıyamadım

Hocam;

Evet yabancı oldum,”Yabancıyım”
Hem bu aleme,hem de kendime,
Yıllardır avare yaşadığım ömrüme,
Din diye inandığım nice hürafeye!
Uğruna severek kanım verdiğim değerlere,
Hülasa hocam,yanlış olan herşeye,
Yabancıyım,yabancı oldum kendi ülkemde.
Korkarım meczup diye alırlar günün birinde!

Öfkem ne camiye ne cemaat, ne de İmam a,
Haydi Tabip Bey sen derdime bir çare ara...


4. Bölüm

Derdim var tabip bey bakma kanıma,
Bozuk olan kan değil şu yaldızlı düzen...
Yırtabilsem de maskesini ah gerçeği görebilsen,
Birtek ben miyim sanıyorsun çirkefde yüzen ?


Olayların sırrını çözemezsin bakıp da zahire,
Takılıp kalmayasın sakın zurna nın son deliğine.
Doğrusu medeni cesaret gerek bunları söylemeye,
Sen hiç girdin mi?Yılanlarım meclisine.


Namı meşhur o saray, fikri Batı medeniyeti,
İçtikleri taze kan,yedikleri insan eti!...
Şu gördüğün kalpazan şah,ahtapotun anası,
İnsanlığı mahfeden işte o zalimin yasası!



Kinim ne Batıya ne de onların meclisine,
Haydi tabip bey var mı derdime bir reçete .

Faydalı bir fert olmak adına düştüm yollara,
Baş vurdum meşru olan her türlü vasıtaya!

Emr- i bil-ma’ ruf yapmak,münkerden sakındırmak,
Her hizmeti güç ölçüsünde yapmaya çalışmak!.

Parti tüzüğü önümde: dediler işte vazifen,
Önce ahlak ve maneviyat,sonra teknik ve fen!

Siyasete atıldım,çağın en müessir silahı diye,
Bu sayede çok emek sarfettim halkımın hizmetine.
Ramak kaldı tek başına ikdidara gelmeye,
Sonra döndüm bakdım ensem dayanmış dipçiğe!...




Tadınca anladım,şap ile şeker bir değilmiş,
Demokrasi tiyatrosunda partiler vitrin imiş,
Oyunun kuralları aslında bir başka,
İcraatlara komut veren oturur Vaşinhton’ da!
Kapanış sahnesi;
Bir maymun,bir eldiven,bir şapka.!..


Sonra ikinci bölüm:

İki yeni parti biri solcu,diğeri sağcıdır,
Ekip,üç beş şak şakcı,üç beşte yağcıdır.

Parolamız değişmez,İstikamet Batı,ya ,
Yaşasın kutlu demokrasi, haydi bismillah....

Aynı nakarat,biçare insanlarda aynı heyacan,
Korku,dehşet macera ve kan,
Hayatın baharında telef oldu binlerce can.

Kavganın gayesi halk adına,kimisi der, millet,
Ocaklar söndü,ruhlarda cinnet!

Yılmadım,usanmadım,devam ettim yoluma,
Hak yolda kelepçeler takılmıştı koluma,
Şayet inayet ederse kuluna,
Her şey zamanla girermiş yoluna.!

Ne yani? Meydan zübüklere mi kalmalı?
Müslüman kişi birazcık uyanık olmalı!


Cephede düşmanla biz savaşırız,yatarız kefensiz,
Siyaset meydanına talip üç beş ne idüğü belirsiz!

Lafa bak:
Müslüman siyasetle uğraşmaz!
Ancak yapacağı beş vakit namaz!

Koyun olursan,güden de bulunur,başını kesen de,
Belki de en ağır hesap bu olacak günün birinde!.



Kinim ne partilere,ne de onların amblemine,
Haydi tabip bey bul derdime bir çare..

Derdim var Tabip Bey ne olur anla beni,
Bir muayene ücreti için boşuna vaktim alma.
Nihayetinde hala bir mafya babasıyım;
-Kozları paylaşmayalım seninle işin sonunda.

Acılar sarmış ruhumu unuttum gülmeyi,
Niçin içimde şakıyıp ötmez bülbüller?
Çalılar sarmış dört yanımı, açmaz sümbüller,
Viran olmuş ülkemde artık baykuşlar tüner.

Tilki aslan olmuş,yırtıcı kurt hükümdar,
Ey iblisler... zülümle asla olunmaz payidar!

Yıkılır elbet bir gün tahtınız, tıpkı Fıravun gibi,
Mazlumun sel olan gözyaşı katınca önüne sizi.

Kinim ne vahşi arslandan ne de korkak tilkiden,
Bilmem bu maraza var mı bire reçeten?

Yine bir hal oldu bana,acılarım hergün artıyor,
Bakın şu alem i islam a,gökten kurşun yağıyor.
Tebessüm eden çehre yok,hep analar ağlıyor,
Yıkılan haneler değil, asıl benim yüreğim kanıyor.

Hariçteki düşman aşikar durur, zaten belli,
Ya içimizde kök salmış mikroplara ne demeli ?
Kan emerek beslenirler olmuşlar kelli felli,
Sökemiyorum bedenimden kökleri çok çetrefelli.

Azgın nefislerine kul,Batıya uşak,
Aslını yitirdi bir tuhaf oldu yeni kuşak.
Haramla beslenen bu soysuzlara derim,” yavşak.”.
.Ah... Mümkün olsa da bu asalakları bir kovsak...

Üç beş sefilin yaldızlı sözüne nasıl da kandık?
Gaflet yorganı üstümüzde hala uyanamadık.

Talip oluyorlar her daim zillete,
Zulmediyorlar her fırsatta bu millete.
Yüreğimin sancısı başlar ta en tepeden,
Dertlere gark olmuşum şu müflis sistemden...

Ya aşarım bunca badireyi ,çıkarım düzlüğe,
İsyanımla ölürümde teslim olmam sessizliğe!...

Daima ah çekerim sesi duyulmayan çığlıklara,
Münkeratı görüp de ama misali bakanlara.

Ey sukut eden alimler,hocalar,
Hiç mi okumadınız?
‘Haksızlık karşısında susan olurmuş dilsiz şeytan,’
Dile gel konuş;
Sen konuşursan şayet inayet eder alemleriYaratan.

Konuş be adam...Ver kürsinin hakkını,yahut in aşağı!
İsterim ki, hiç değilse sizler olmayın zalimlerin uşağı!

Ne kolay bir meslek; efendilere salla başını,
Helal olsun koçum, al maaşını.
Alemi düzeltmek sana mı kaldı?Kıldır beşi,bitir işi

Elinizde tutsak olmuş,bir rehber-i hakikat
Dileğim tan, sizlerde olsun sadakat

İftira mı ediyorum? Söyleyin varsa sözünüz,
Kalmadı mı yüce ecdadtan azıcık olsun özünüz?

Masal değil okunan,ne de hikaye kitab- ı Kur an,
“Benden hakkıyle korkun” diyor alemleri Yaratan!

Söyleyin aşkına taş mı kesildiniz?
Lal mı oldu diliniz,niçin çıkmaz sesiniz?


Şu hale bak,Kral anadan üryan gezer,
Ey millet bakınız, adam çıplak diyemezsin,
Bir avuç eşkiya zorla alır ekmeği elimizden,
Yutkunur derinden,lakin sesini yükseltemezsin.

Marjinal bir gurup oturmuşlar en tepeye,
Cihadın en sevimlisi yapılırmış zalim yöneticiye!
Maksadım gafilleri uyarıp,hak yola davetiye,
Benim asla düşmanlığım yoktur kendi devletime!

Hakim olmuş, azınlık bir milletin zulmeti ülkeme,
Yakamızdan düşmez bir türlü kan emici kene.

Kinim ne masum hocalara ne de sessiz alimlere,
Haydi Tabip Bey yaz derdime sen bir reçete.

Tabip Bey....
Fuhuş rezaletini sana anlatmaya dilim varmadı,
Namus tarumar olmuş hayadan eser kalmadı.
Kadın eti en ucuz meta oldu bizim pazarda
Sokaklar yetmiyor, zina icra edilir nice mezarda!

Özgürlük oldu artık hayvanlar gibi çiftleşmek,
Çok eskiden imiş ın emri ile evlenmek.
Yerle yeksan olmuş nice kudsi değerler,
Bir zamanlar dünyaya örnek imiş bu yerler.

Şeytanın ordusunda en güçlü fırka,
Çıplak kadınlardan taarruz var ehli imana.
Bu fitnenin adı, bizim alemde, “dişidir”
Onlara karşı koymak Yusuf ların işidir!

Hayat kadını, diyorlar bataklıkta yüzene,
Elbet bir kaç sözüm olacak çirkefdeki güzele.
Onlar hayat kadını değil hayatın tam da içinde,
Asıl soysuz dizginleri tutar daima elinde!...

Eti satılan o kadın benim anam, sana da bacı,
Aslında onlar her daim bu milletin baş tacı!...
Sen hiç düşündün mü Hayat kadını ne demek?
Alınan her nefes bin ölüme denk!...
Hangi kadın ister düşsün bu sefil dereye?
Hele sen bir tanık olsan bunlara yön verene.
Oysa her şey aşikar,
Fuhuş patronu olmuş ülkenin vergi babası,
Boynunda takılı devlet üstün madalyasi!..

Güya kanunlar toplumda zinayı meneder,
Oysa her zemin ve yol adeta olayı tetikler.
Cidden devlet başvursaydı sağlam bir tebdire,
Herhalde bu kadar rağbet olmazdı günahı kebire.

Nerede bu tezgahların mucidi kravatlı beyler?
Keşke hayat kadını kadar namuslu olabilseler.!...

Ey hayatın içinde kaybolan ,hayat kadını,
İlericilik ve özğürlük koymuşlar tuzağın adını,
Ah bir bilsen,bu yaldızlı sözlerde ne hilekarlık,
Hayatınız zindan,her yer zifiri karanlık.


Kinim ne masum kadınlara ne de kızlara,
Haydi Tabip Bey sen bana bir çare ara.



Çirkefe bulaşmadık yerimiz kalmadı,
Seyrederken bu çağdaş ve medeni vahşeti,
Hayret bu ne zillet ?
Bir koca asır ge.ti hala çilemiz bitmedi...

İltimas,adam kayırmak,her şey caiz,
Kırk bin derdin sebebi kahrolası faiz,
Tozuna bulaşmadık fert mi kaldı?
Korkarım kıyamet vakti iyice yaklaştı!..
.
Yarab Senin adaletinden elbet sual olmaz,
Kitaplardan okudum mazlumun ahı yerde kalmaz.
Tecelli etsin artık İlahı adalet,
Bitsin çilemiz, son bulsun nihayet.

Daha sayacak çoktu,derdim ve sitemim
Deşifre edecektim herşeyini kokuşmuş düzenin
Nice mahrem şeylerde biliyorum nakletmek isterim,
Lakin alnımda nokta nokta terler, kısıldı sesim.

5. bölüm

Sonra Tabip;
-Tamam kardeşim dedi,
Aldı beni tam karşısına,
Pür dikkat dinlemişti başını sallaya sallaya.
- Kardeşim;
Belli olur yiğit adam savaş sırasında,
Gerçek dost tanınır ihtiyaç anında,
Nazik ve efendi kişi ancak öfke sırasında,
Mert adamsın aşikar,gayette yiğitsin,
Tanışalım hele bir yol sen nerelisin?

Aslım; Doğulu fakat göçtüm nice diyarlara,
Anam diye sırtımı dayadım buz gibi duvarlara,
Takıldım sonra delice esen kader rüzgarına,
Merak ettim sizin memleket neresi acaba?

Tabip gülümsedi,
Herkesin beldesi elbet şirindir insana,
Evliyalar diyarı derler eşi yok cihan da,
Bağrında yatar canların piri Mevlana.

Anladım Tabip Bey sağlam yerdensin,
O şehrin adı yeşil Konya,minareleri inlesin,
Hamd olsun bende nihayet buldum tabibimi,
Yoksa benim bu uzun hikayemi kim dinlesin?

Hoş başladı sohbetimiz, sevdim hekimi,
Gözlerimin içine bakarak sıkıca tuttu elimi,
Kabza tutmuştu avuçlarım parmaklarım tetik,
İçime akmaya başladı şefkat yüklü elektrik.



Doğrusu garip bir reçete yazdı:

Senden birşey soruluncaya kadar susman,
Hayırlıdır susturuluncaya kadar konuşmandan.

Söz ilaca benzer, azından fayda gelir,
İnsana aradığı şeye göre değer verilir.

Küfretme karanlığa,bir mum yak gücün varsa,
Yaşadıklarını bir rüya say, zanna kapılma,
Bu yolda başın kopsa da sakın aldırma.

Dileğin ne ise sabret,bir gün kavuşursun,
Hicranına ortağım sana mujdeler olsun.
Anladım, sen benim ülkemin hayatını okursun !

Çekilen her elemin sonunda ferah gelir,
Sen bir mum yak,gör bak ne meşaleler yükselir.

En tatlı sular karanlık mağaradan doğar,
Senin bu derdin nice hastaları şifaya boğar!...

Dünyada hiçbir küçük şer yoktur ki ,
İçinde nice büyük hayırlar bulunmasın!...
Düzen.... temeli çürük asla seni korkutmasın,
Başını dik tut seni kimse hasta sanmasın.

Aydınlık olacak er geç bir gecenin sabahı,
Tünelin sonunda gözükür ümmetin felahı.

Hasta değilsin, sana hoş kederler vermiş,
Kulum bana böylece birazcık yalvarsın istemiş.

Bu dertler Yaradanı anmak için vesile,
Satma derdini sakın,dünyayı verseler bile.
Sığ vicdaanların derdi,ancak şahsi ve ailevi olur,
Engin vicdan sahipleri ise toplumun derdiyle kavrulur.

Bundan böyle iyilerle bir ve beraber ol,
Sakın ha yeis çukurunda kalma,
Yeis,
Dibi görünmeyen iğrenç bataklık,
Ümit ise geniş bir yol, hem kuraklık.

Nefis şeytanı yatar kuytu bir odaya,
Derdin biterse şayet hemen çıkar ortaya.

Her illetin bir şifası vardır ama,
Sen bu dertle yaşa,bırak doktor arama!..

Zira bazan derdin kendisi şifa olur!...
Böylesi hastalık çok nadir bulunur.

Sabırlı ol, acele yapılan her iş şeytandan,
Altı günde halk etmiş yeri göğü Yaratan.

Sıkıntılara diren,kesme ümidini rahmetten,
Bu haline daim şükret,faydalan her nimetten.

Sevdandan vaz geçme,sabret her ezaya,
Azimli ol,tevekkül et kader ve kazaya

Tomurcuk derdi olmayan ağaç, ancak odun
Dert değil,tazecik filiz senin maksudun!

Kapılma gazap rüzgarına, yere savurur seni,
Ulaşmak istersen menzile,hemen terket nefsin


Eli büyük olan değil, nasibi olan yer,
Elbette günahımıza keffaret bunca şer.

Belki reçetem ağır oldu,ama yaraya neşter,
Elbet günahımıza keffaret olacak bunca şer!

Kin tutma daima affetmek şiarın olsun,
Kov hasedi ruhundan,gönlüne nur dolsun

Ama sana yapılanları sakın ha unutma…
Reçeteyi muska yap,as boynuna,buruşturup atma…


Tarix: 19.11.2013 / 04:02 Müəllif: Akhundoff Baxılıb: 3136 Bölmə: Sevgi şerləri